Nasıl ortaya çıktılar dersin?

Abur cubur sever misiniz? Nasıl ortaya çıktılar dersiniz? Peki ya günlük hayatta
kullanageldiğiniz kot pantolon, fermuar, bulaşık makinesi nasıl icat edildi?
İhtiyaçtan mı, tesadüf eseri mi?

İnsanlar sürekli bir şeyler icat etmişler. Tarih öncesi zamanlardan beri bu böyle. Dolayısıyla bugünkü modern yaşamımızı onlara borçluyuz. Nitekim etrafımızdaki bu şeyleri kullanıp duruyor, hatta geliştirerek yeni araç-gereçler üretiyoruz. Buna bir son verecek gibi de değiliz… Artık günlük yaşantımızın sıradan bir parçası ve hatta alışkanlığımız olan bu buluşlar, kimi zaman ihtiyaçtan, kimi zaman tesadüf eseri ortaya çıkmış. Bazılarını bulmak için çok çaba harcanmış, bazıları ise ilkel hali azıcık geliştirilerek kullanılmaya devam ediyor. İşte, hayatımızda kullanageldiğimiz eşyaların ve kimi yiyeceklerin bulunuş öyküleri ve mükemmel fikirlerin ardındaki parlak kıvılcımlar.

Kot pantolon

Zaman, California’da altına hücum zamanıydı. Binlerce insan California tepelerinde altın arıyordu. Altın aramak ise zahmetli bir işti, pis ve zordu. Bu yüzden dayanıklı kıyafetlere ihtiyaç duyuluyordu. Jacob Davis, 1872’de denim kumaşı üreten Levi Strauss’a bir mektup yazdı. Bu mektupta, Strauss’un kumaşlarıyla bir tür iş pantolonu tasarladığını, kendisiyle ortak olup fabrika açmak istediğini yazıyordu. Strauss kabul etti. 1873’de bakır zımbalı pantolonlar, kahverengi ve mavi renklerde, seri halde üretilmeye başlandı. Mavi olanları çok tuttu, kısa zamanda popüler oldu. 1880’lerde Batı Amerikalılar her yeri zımbalı Levis marka mavi denimler giyiyordu artık. Dünya ise bu pantolonu Hollywood filmleri sayesinde tanıdı ve giymeye başladı… Günümüzde gezegenin her yerinde kot pantolon alabilirsiniz. Kot pantolonlardaki kimi küçük, işe yaramaz cepleri hatırlayın. Bunlar niçin var? Cevap şu; ilk üretimlerde tasarlanan bu cepler bir şeyler koymak için oldukça küçük ve dar. Çünkü onlar 1800’lere göre tasarlanmış. O zamanın küçük cep saatlerini koymak için.

Cipsler

Cips, lüks bir restoranda şef olan Crum tarafından, huysuz bir müşterinin şikâyeti sayesinde üretildi. 1850’lerde New York’ta Saratoga Sprins’teki Moon Lake Lodge, varlıklı müşterilerin restoranıydı. Demiryolları milyoneri Cornelius Vanderbilt, 1853’te bu restorana geldiğinde yemeğinin yanına patates kızartması istedi. Fakat gelen patatesler çıtır olmadığı için defalarca geri gönderdi. Şef George Crum özel olarak ince ve çıtır patatesler yaptıysa da yine geri döndü. Crum çok öfkelenmişti. Bu müşteriye ders vermek için patatesleri olabildiğince ince ince kesti, ardından esmerleşip çıtır olana kadar kızarttı ve bolca tuz döktü. Şef, müşterisini sinir etmek isterken aksi oldu. Vanderbilt kızartmaya bayıldı, daha fazla ısmarladı. Kısa süre içinde bu patatesler ünlü restoranın özel yiyeceği haline geldi. Fabrikalarda üretilmeye başlanan cipsler teneke kutularda satılmaya başladı. Artık sadece yemekte değil, ne zaman istenirse yenebiliyordu. Cips poşetlerini ise 1926’da Laura Scudder icat etti. Tenekede bayatlayan cipsleri kâğıt poşetlere koydu ve ağızlarını ütü basarak kapattı. Scudder bu paketlere üretim tarihi de yazıyordu ki, bu tarihte bir ilkti. Joe Murphy ise tuzlu-sirkeli ve peynirli-soğanlı cipsler üretti.

 

Büyük ihtimalle herkesin en az bir kot pantolonu vardır. O kadar popüler ki, günümüzde gezegenin her yerinde kot pantolon alabilirsin. Peki kot pantolonu, California’da altın arayanlara borçlu olduğumuzu biliyor musun?

Çiğneyecek bir şeyler: Sakız

Çiğnemek, insanoğlunun doğal bir dürtüsüymüş meğer! Eski zamanlardan beri insanlar çiğneyecekleri bir şeyler aramışlar. Bilim insanlarına göre, kalem arkalarını ve tırnaklarımızı kemirmemizin bir nedeni de bu. Genellikle ağaçların öz sularından oluşan reçineler çiğnenmiş; ladin sakızı ya da parafin gibi. Fakat ağızda ufalanan bu maddelerin tadı çok kötü olduğu için pek tercih edilmezmiş. Bugün bildiğimiz sakızı ise 1869’da Meksikalı isyancıların lideri ile Amerikalı bir mucit arasında gerçekleşen görüşmeye borçluyuz. Meksikalı lider Antonio Lopez de Santa Anna iktidardan düşünce New York’ta yaşayan arkadaşı Thomas Adams’ın yanına taşınmıştı. Meksikalı eski lider, mucit arkadaşına destek oluyordu. Onun yeni bir araba tekerleği yapmasına yardımı olur diye Meksika’dan bir dolu çam sakızı getirtmişti. Maalesef çam sakızı kauçuk gibi şekil almayınca hepsini nehre dökmeye karar verdiler. O sırada Vizyon 77 girdikleri dükkanda, bir kızın bal mumu aldığını gördüler. O an Adams’ın zihninde şimşek çaktı. Çam sakızını baklava şeklinde dilimleyip parlak kâğıtlara sardılar, şeker dükkanında sattılar. Sakızlar öyle popüler oldu ki birkaç günde tükendi. Çok pürüzsüz, yumuşak ve çiğnemesi kolaydı. Nane ve meyve gibi aromalar da eklenmişti. Adams kısa süre içinde sakız makinasının patentini aldı ve bir fabrika açtı. Ardından “şişir ve patlat” sloganlı sakızları üretti.

Bulaşık makinası

Bulaşıkları yıkayan genellikle kadınlar olunca bu icadın sahibinin bir kadın olması şaşırtıcı olmasa gerek. Josephine Garis Cochran, 1880’lerde Amerika’da yaşayan varlıklı bir kadındı. Bulaşıklarını hizmetçileri yıkıyordu ama en sevdiği porselenlerinin kırılmasından ve hizmetkârlarının özensizliğinden bıkmıştı. Kendisi ise bulaşık yıkamaktan nefret ediyordu. Mucit olan büyükbabasından ve müteahhit olan babasından pek çok şey öğrenmişti. Evinin arka bahçesinde bir atölye kurarak ilk bulaşık makinasını geliştirdi. Makine, bir haznede ısınan köpüklü sıcak suyu bulaşıkların üzerine püskürtüyordu. Sonra da temiz su ile duruluyordu. Bulaşıklar telden bir rafa dizilmiş haldeydi. İki farklı versiyondan elle çalıştırılanı evler, buharlı olanı ise lokanta ve oteller içindi. Josephine bu buluşuyla Chicago Dünya Fuarı’nda ödül kazandı. Günümüzde onun kurduğu şirket hala makine üretiyor.

Fermuarın düğme ve kopçalara karşı zaferi

Ayakkabılar ve giysiler eskiden bağcıklar, çengeller ve düğmelerle kullanılıyordu. Bu ise kimi zaman ihtiyacı karşılamıyor ve bazen de zahmetli oluyordu. 1890’da Whitcomb Judson sıkıştırıldığında iç içe geçen iki sıra çengel ve halkadan oluşan bir tutturucu icat etti. Ayrıca iki sıra boyunca hareket edebilen ve bunları otomatik bir şekilde iç içe geçirebilen bir sürgü tasarladı. “Kopçalı kilitleyici” dediği bu buluşu pek tutmadı, çünkü pek dayanıklı değildi. Gideon Sundback ise “çengelsiz tutturucu” diye yeni bir kitleyici hazırladı. Kepçeler kullanmıştı ve sürgü kepçeleri birbirine kilitliyordu. İlk fermuar başlangıçta ordu ve donanma için çanta ve uçuş giysileri yapımında kullanıldı. Günümüzde çadırlardan CD çantalarına binlerce üründe fermuar bulunmaktadır.

 

 

Kurşun kalem

1500’lerin başında İngiltere’de bir grafit madeni keşfedildi. Grafitin nesneleri işaretlemekte çok işe yarıyordu. Eli kirletmemesi ve kolayca kırılmaması için grafitin bir parça tahta ortasına yerleştirildi. Ortada grafitin, etrafı tahta çevrili bu aletler zımparalanarak elde kolay tutulur hale getirilirdi.

Ağrısız cerrahi

Başlangıçta hastalıkları iyileştirmek için kafataslarında delikler açarak kötü ruhları kovmaya çalışan Avrupalılar, kolları ve bacakları yaralandığında ise bu uzuvları doğrayıp atıyorlardı. Bu ameliyatlar sırasında ise acıyı azaltan ilaçlar bilinmiyordu. Onun yerine hastalar yumrukla bayıltılır ya da sarhoş edilirdi. 1800’lerde azot oksit isimli bir gazla deneyler yapan Humphry Davy bu gazı soluduğunda gülmeye başladı ve gülmekten yere yuvarlandı. “kahkaha gazı” adını verdikleri bu gazla daha sonra partiler vererek eğlendiler. Bu partiler sırasında gazın ağrıyı azalttığını tesadüf eseri keşfettiler. Diş hekimleri kahkaha gazını kullanmaya başlamışlardı ama etkisi çok kısa sürüyordu. Eter geliştirildiğinde ise bunun patlayıcı olması, bazı tıbbi operasyonlarda tuhaf kazalara neden oldu. 1840’larda James Simpson eterden yola çıkarak kloroformu geliştirdi. Kadınlar doğum sancısından kurtuldukları için çok mutlulardı. Evet, bu hikâye Avrupalılara ait. Zira İspanya’da kurulan Endülüs İslam Medeniyetinde, 800’lü yıllarda anestezili ameliyatlar yapılmaktaydı!

Yorum Ekle

Arşivler

Kategoriler