Pasteur’ün en büyük destekçisi kimdi dersiniz?

   Pasteur’e, mümtaz kişilere verilen Mecidiye Nişanı ile insanların yararına bir aşı hayırhanesi kurması için 800 lira gönderilir. 1888’in Kasım ayında Pasteur, bu parayla mütevazı laboratuvarını genişleterek bir enstitü kurar.

Louis Pasteur, 27 Ekim 1885 tarihinde Paris Tıp Akademisi’nde “Isırıldıktan sonra kuduzdan korunma” adlı bir bildiri yayımlamış ve bu tarihten sonra Avrupa’da tanınmış bir bilim insanıdır. Bu bildirisinde Pasteur, kuduz virüsü bulaşmış olsa da kişinin tedavi edilebileceğini iddia etmiş ve bu beyanı büyük yankı uyandırmıştı. Aynı bildirinin 31 Ekim 1885’te İstanbul’da yayımlanmış olması, zamanın hünkârı Abdülhamit’in dikkatini bu bilim insanına yönlendirmişti.

Avrupa destek vermiyor

1885’in Temmuz ayında Fransa’da Jupille isimli bir çocuk, kuduz köpek tarafından ısırılır. Pasteur, laboratuvarında ürettiği kuduz aşısını ilk defa bu çocuğa uygular ve başarılı olur. Olay akademik çevreler tarafından duyulsa da, kuduzun aşısı olabileceğine tıp otoriteleri destek vermez. Fransa hükümetinden de destek alamayan Pasteur’e sadece bir kişi el uzatır. O da zamanın Osmanlı padişahı Abdülhamit’tir.

Pasteur İstanbul’a davet ediliyor

Abdülhamit gelişmelere seyirci kalmayıp Pasteur’u çalışmalarını geliştirmek için İstanbul’a davet eder. Zira bu dönemlerde kuduz, Avrupa gibi Osmanlı’da da ölümlere neden olmaktadır. Pasteur, yaşlı olduğu için davete icabet etmez. Fakat Osmanlı Sultanının göndereceği ekibin Pasteur tarafından eğitilmesi isteğini “Büyük bir şerefle” diyerek kabul eder.

Mecidiye nişanı ve 800 lira para

Abdülhamit, Askeri Tıb Mektebi’nden Zoeros Paşa, Hüseyin Hüsnü ve Hüseyin Remzi Bey’i Pasteur’un yanına gönderir. Bu kişilerle birlikte Pasteur’a, ilmiye ve askeriyede mümtaz kişilere verilen Mecidiye Nişanı ile insanların yararına bir aşı hayırhanesi kurması için de 800 lira gönderir. 1888’in Kasım ayında Pasteur, Abdülhamit’in de desteğiyle mütevazı laboratuvarını genişleterek bir enstitü kurar.

İstanbul’da serum üretilmeye başlanıyor

Yaklaşık yedi aylık eğitimden sonra, 1887’nin Ocak ayında Zoeros Paşa’nın kliniğinde Darü’l-Kelp Tedavihanesi (kuduz tedavi müessesesi) kurulur. Bu müessese dünyanın üçüncü kuduz tedavi merkezi olur. Öte yandan yeni kurulan Bakteriyolojihane-i Osmani’de ise kuduz aşısının keşfinden sadece 3 yıl sonra aşı ve serum üretimine başlanır. Hüseyin Remzi Bey, 1888-89’da Kuduz Aşısı adlı bir kitap yazarak hem Paris’de gördüklerini anlatır, hem de aşı hakkında ülkemizde ilk bilimsel bilgileri verir. “Sultan Abdulhamid’s serum” Suriye Katoliklerinden ve saraya yakın çevreden Said Naum Duhani’nin verdiği bilgilere göre “antipnömokoksik serum”, Abdülhamid’in âlicenaplığına bir vurgu olmak üzere Amerikalı doktorlar tarafından “Abdülhamid serumu” diye adlandırılmış, hatta 1941’de İstanbul’da gösterime giren Untamed adlı Paramount Pictures şirketinin filminde aktörlerden birisi, bu serumun ismini “Sultan Abdulhamid’s serum” diye telaffuz etmiştir.

Abdülhamit ve Pasteur mektuplaşıyor

Yine Said Naum Duhani’nin verdiği bilgilerden Abdülhamid’in Pasteur ile bizzat mektuplaştığını ve bu büyük tıp adamına “Mon Cher Monsieur Pasteur” (Azizim Mösyö Pastör) diye hitap ettiğini öğreniyoruz. Sultan Abdülhamid’in Pasteur Enstitüsü’ne gönderdiği üç kişilik ekipteki Zoeros Paşa’nın varislerindeki evrak ve kitaplar arasında çıkan belgeler de özel bir önem taşımaktadır. Belgeler içerisinde iki mektup dikkat çekicidir. Bunlar Pasteur’ün kendi el yazısı ile Zoeros Paşa’ya yazılmıştır.

Abdülhamit verem mikrobuyla da ilgileniyor

Abdülhamid’in tababete olan alakası Pasteur’le sınırlı kalmamıştır Verem mikrobunu ve bir süre sonra da tüberkülin ilacını bulan Dr. Robert Koch’a da Sultan Abdülhamit Osmanlı doktorlarını göndermiştir. Berlin’e, Koch’un yanına gönderilen heyette, genç yaşta ölen Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye öğretmenlerinden Hüseyin Hulki Bey de bulunmuştur ki Hüseyin Bey, Pasteur’ü ziyaret edenlerden biriydi.

“Antipnömokoksik serum”, Abdülhamid’in âlicenaplığına bir vurgu olmak üzere Amerikalı doktorlar tarafından “Abdülhamid serumu” diye adlandırılmış, hatta Paramount Pictures’un, Untamed filminde aktörlerden birisi bu deyimi repliğinde kullanmıştır.

Hüseyin Hulki Bey, Berlin Hatıraları (1889) adlı kitabında Koch’la konuşmalarını, Koch’un lepra (cüzzam) ile tüberküloz (verem) arasındaki ilişkiye dair sözlerini, Berlin’de ziyaret ettikleri çeşitli tıbbî merkezler ile tabipleri de anlatmaktadır. Dr. Koch, Abdülhamid’in ihsan ettiği birinci rütbe Osmanlı nişanı takdim edilince teşekkür etmiş ve ilacın İstanbul’daki lepra hastaları üzerinde tecrübe edilmesini ve neticelerin kendisine bildirilmesini istemiştir.

Sıra kolerada

1893 yılında İstanbul’da kolera vakası baş gösterdiğinde ise Abdülhamit, Fransız uzman Dr. Andre Chantemesse’yi İstanbul’a davet eder. İstanbul’da üç ay kalan doktor, kolera salgınıyla ilgili ciddi çalışmalarda bulunur. Fakat Sultanın “İstanbul’da bir mikrobiyoloji laboratuvarı kurun” teklifine kendisinin kalamayacağını söyleyerek, Dr. Maurice Nicolle’yı tavsiye eder. Doktorun emeğiyle kurulan Bakteriyolojihane-i Osmani’de Cumhuriyetin en ünlü bakteriyologları yetişir. Kurulduğu dönemde ise bu laboratuvarda başta sığır vebası olmak üzere, şark çıbanı, sığır besiozu, vaksin virüsünün bulunması gibi ileri düzeyde tıbbi başarılar elde edilir.

 

Yorum Ekle

Arşivler

Kategoriler