Takvimlerin Ruhu

Tarihimizde takvimler değişse de tek bir tarih sabit kaldı: Nevruz. Bolluk ve bereketin geldiği 21 Mart, Osmanlı İmparatorluğunda ve Türkiye Cumhuriyeti’nde vergilerin toplandığı ilk gün olarak da kullanıldı.

Dünyanın yaşı kadar eski olan ve gizemi çözülmeyen çok az şey kaldı bugüne kadar. Onlardan bir tanesi de gökyüzü… İnsanların önce korktuğu, sonra anlamaya çalıştığı, nihayetinde de sınırlarını aşmayı denediği gökyüzünün bizlere sundukları arasında zamanı ölçebilme yeteneği de var. Arapça kökenli bir sözcük olan “zaman”ın var olup olmadığı, fiziğin en önemli konularının başında geliyor. Tarifi konusunda sıkıntılar olsa da zamanın ölçülmesi, hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde kesin. Zaman, fizikte en hassas ölçülebilen niceliktir. Zamanın ölçüldüğüne dair ilk kanıt İskoçya’nın kuzeyindeki mağaralarda bulundu. 10 bin yıldan eski olan bu kanıt basit bir senaryoya dayanıyordu: İnsanlar gökyüzüne bakıyorlar, dolunayı görüyorlar ve duvara bir çentik atıyorlardı. 10 bin yıldan bugüne kadar da zamanı ölçme hikâyemiz, geniş perspektifte takvim olarak günümüzde yaşıyor. Üstelik her kültürün, her ülkenin ve hatta edebi eserlerin bile kendine ait bir takvim hikâyesi var.

Nil Nehri’nin takvimi

Tarihteki ilk çağdaş takvimler, düşündüğünüz gibi tek bir yerden değil aksine yerkürenin farklı medeniyetlerinde ve biraz da rekabetçi bir ortamda ortaya çıktılar. Yine de modern diyebileceğimiz, yani ay ve yıl hesabına dayalı ilk takvim Sümerler tarafından kullanıldı. Yeni Ay’ın bugünkü hesapla her 29,5 günde bir göründüğünü keşfeden Sümerler, Ay’ın her ortaya çıkışını bir ay olarak kabul ettiler. Sonra, bu olay 12 kez tekrar edildiğinde ise 1 yıl olduğunu ilan ettiler. İlk “resmi” yıl böyle ortaya çıktı.
Şu anda kullandığımıza yakın 365 gün süren takvimi ise Mısırlılara, daha doğrusu Nil Nehri’nin alçalmasına ve taşkınlarına borçluyuz. İmparatorluklarının ilk zamanlarında 29 günlük Ay takvimini kullanan Mısırlılar, bir türlü Nil Nehri’nin yükseliş zamanını doğru tayin edemiyorlardı. Bu da onları devrin en güçlü ekonomisi haline getiren tarımsal faaliyetlerini sekteye uğratıyordu. Onlar da dolunaya bakmak yerine, Sirius yıldızına, güneşin doğuşu ve batışına bakarak güneş takvimini oluşturdular. Sonra da bunu geliştirerek gündüzle geceyi 12’şer eşit parçaya böldüler ve bugünkü 24 saat orijinli zamanı da bizlere hediye ettiler. Tüm bu çabaların sonucunda her yıl şimdiki Temmuz ayına rast gelen Nil’in yükselişini hesaplamayı başardılar. Jül Sezar denilen bir adam… Mısırlıların takvimi iyi, güzel, hoştu da yıllar geçtikte kusursuz olmadığı ortaya çıktı. Çünkü gündüz ve gece eşit olmadığı gibi, artık yıl sıkıntısı da giderilemiyordu. Roma’daki bozuk takvimlerin sıkıntısı özellikle seferler sırasında koordinasyon eksikliklerine sebep oluyordu. O vakte kadar aylar 29 günden hesaplanıyordu. Sonradan yapılan eklemeler bile tam bir yılı karşılayamıyordu. Jül Sezar’ın gökbilimci Sosigenes’e talimatıyla önce 12 aylık ve 355 günlük bir takvim tasarlandı. 355 gün yeterli gelmeyince, fazladan 10 gün daha 29 günlere dağıtıldı. Nihayetinde her dört yılda bir kez olmak üzere de Şubat ayına 1 gün daha eklenmesiyle bugünkü takvimimize çok yakın bir takvim elde edilmiş oldu. Romalı İmparator Jül Sezar’ın ismi de yaptığı katkılar nedeniyle Temmuz ( July) ayına verildi.

Hicri ve Rumi Takvim kardeşliği

Gelelim bizim takvimlerimize… Jül Sezar’ın takvimi daha sonra yıllar içinde geliştirilerek tüm dünyada kabul gören Miladi Takvim’e dönüştü. Peki ya bizim coğrafyamızda hangi takvimler kullanılıyordu? Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar süren hikayemizde kullandığımız takvimler de değişti. Önce Çin, Moğol ve Hintliler tarafından da kullanılan 12 hayvanlı takvimi kullandık. Ardından Selçuklu Hükümdarı Celaleddin Melikşah’ın düzenlettirdiği Celali Takvimini, sonra da Hicri takvimi, hemen ardından da onunla beraber Osmanlı’ya has Rumi Takvimi hayatlarımızda kullandık. Hz. Ömer’in halifeliğinde ortak bir konseyin aldığı kararla oluşturulan Hicri Takvim, Ay yılı esasına dayanıyor. Rumi Takvim ise aynı esasların kabul edildiği ama güneş yılına göre hesaplamaların yapıldığı bir takvimdi. Osmanlı İmparatorluğunda uzun süre bu iki takvim birlikte kullanılmış, hatta Nevruz gibi eklemeler de yapılmıştı.

Günümüzün ilginç takvimleri

20.yüzyıldan itibaren dünyanın büyük kısmında Miladi takvim kullanılıyor. Ya da en azından biz öyle zannediyoruz. Halbuki işin gerçeği biraz daha farklı. Hatta öyle ki dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’de bile kendilerine has bir takvim kullanılıyor. Çin’deki takvim bizim de devrinde kullandığımız 12 hayvanlı takvim esasına dayanıyor. Güneş ve Ay hesaplamalarının yapıldığı takvim ayrıca metal, su, tahta, ateş ve toprak elementlerinden de feyiz alıyor. Ayrıca doğduğunuz yıla göre fare, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, horoz, köpek, yaban domuzu burçlarından birine sahip olabiliyorsunuz. Bu takvime göre 4712 yılında olduğumuzu da ekleyelim. Çin’i geçelim ve yerkürenin daha soğuk taraflarına gelelim. Eskimolar uzun yıllardır kendilerine has her ayın 7 haftadan oluştuğu, 13 aylık bir takvim kullanıyorlar. Bu takvime göre yılda 4 kere ortak bir market kuruluyor ve bölgeye dağılmış tüm Eskimo “aşiretleri” toplanarak birbirlerinden alışveriş yapıyorlar. Berberi takvimi ise mevcudiyetleri Kuzey Afrika’daki herkesten eski olan Berberilerin kendisi gibi oldukça gizemli. Tunus çöllerinde yaşayan Berberilerin takvimi ise Jül Sezar’ın oluşturduğu Jülyen Takvimi. Bu takvime küçük eklemeler yapan Berberilerin çöl yaşamında 2 önemli süreç var. 12 ve 31 Aralık arası süren 20 gece, çöllerdeki en soğuk geceler olduğundan bu sürece “Beyaz Geceler” adını vermişler. En sıcak günleri oluşturan 12 Temmuz’la-2 Eylül arasındaki günlere ise Köpek Günleri deniliyor. 12 Temmuz’la – 2 Eylül arasındaki bu süreci Berberiler gelenek olarak arınmak amacıyla kullanıyorlar. Kendilerini, hatta hayvanlarını bile deniz suyunda yıkayarak temizliyorlar. Bunların hepsinin ötesinde ilgincin sınırlarının zorlandığı takvimler de var. Mesela Kuzey Kore’de şu anda kullanılmakta olan Juche Takvimi. Juche Takvimi kısaca Kuzey Kore’nin lideri Kim-ll Sung’un doğum tarihi olan 1912 yılında sıfır olarak da değil, 1 olarak başlıyor. Bu takvimle 2016 yılının karşılığı 105’e rast geliyor. Kuzey Kore’de insanlar henüz bir asrı bile yeni geçtiler.

Edebiyatta takvimler

Zaman, gerçek dünyada ilerlediği gibi kurguda da ilerliyor. Edebiyatın en önemli fantastik romanlarının da kendilerine has zamanları ve takvimleri var. Tolkien’ın başyapıtı Yüzüklerin Efendisi serisi Orta Dünya diye bir yerde geçiyordu. Orta Dünya, kendi başına kocaman bir hayal olduğundan içinde pek çok takvim kullanılıyor. Hobbit’lerin kullandığı Shire takvimi, insanların kullandığı Numenorean ve Elf ’lerin kullandığı Rivendell takvimi. Farklı diyarlara ait bu takvimlerde Hobbit’lerin kullandığı Shire, 12 ay ve 360 günden oluşurken, sonsuz hayat bahşedilen Elf ’lerin takviminde seneler yokken sadece mevsimler vardı. Yıllarca TRT ekranlarında da hayat bulmuş Uzay Yolu serisi de kendi takvimine sahip olan serilerden. Bizim takvimimizle 2265 yılında geçen olaylar, gemi herhangi bir yere ait olmadığından 5 haneli özel bir kodla günleri ayırıyordu. 41986 ile başlayan bu koda göre 1 Mart 2016’nın karşılığı 69632.2’ye eş değer.

 

Takvim temelinde farazi bir ölçüm olduğundan, aslında kendi takviminizi uyarlamakta bile özgürsünüz. İstediğiniz tarihte başlatabildiğiniz ve Mayalıların yaptığı gibi bitirebileceğiniz takvimi hemen şu anda yapmaya başlayabilirsiniz. Bol şans.

Arapça kökenli bir sözcük olan “zamanın” var olup olmadığı, fiziğin en önemli konularının başında geliyor. Tarifi konusunda sıkıntılar olsa da zamanın ölçülmesi, hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde kesin.

Yorum Ekle

Arşivler

Kategoriler